Yağmur yağıyordu...
Adamın biri içeri girdi.
Uzun boylu değildi. Kısa boylu da değildi. Sarışın veya esmer de... Atletik
bir yapısı yoktu; ama şişman veya zayıf da değildi.
Gizemli bir havası yoktu. Yüzü pek tanıdık değildi.
İçeriyi şöyle bir süzmedi. Bakışlarını etrafta dolaştırmadı, bakışlarıyla
tanıdık birilerini aramadı. Aslında, kimseye bakmadı, kimse de ona bakmadı.
Açıkçası, kimseyle ve hiçbir şeyle ilgilenmiyordu.
Paltosunu çıkarmadı. Sol taraftaki boş masaya oturmadı. Herkes oturuyordu,
bir o ayakta kaldı.
Kimseyi tanımıyordu; kimse onu tanımıyordu. Tanışmadı, tanıştırılmadı.
Herkesin içtiği içkiden içmedi.
Heyecanlı bir hali yoktu. Sakin bir hali yoktu. Düşünceli bir hali yoktu.
Tedirgin değildi.
Aklından bir şeyler geçirmiyordu. Bir şey yapmaya çalışmıyordu, bir sonraki
adımını düşünmüyordu. Anlatmaya ve anlamaya ilişkin kaygıları yoktu. Kimseye
öyküsünü anlatmadı, kimsenin öyküsünü dinlemedi. Bu dünyada varolmaya,
kendini bir yere koymaya çalışmıyordu. Çözmesi gereken sorunları yoktu.
(Adam, yapmadıklarının ve olmadıklarının toplamıydı...)
O aklından bir öykü yazıyordu, ben onun yazdıklarını çalı

temize
çekiyordum.
Adamın biri dışarı çıktı.
Yağmur yağıyordu...
Böceklere ve türevlerine bayılıyorum.
--
Capitalism and religion kill the animals, individuals and society. They can kill you in a variety of ways, slow or quick. There can be no happiness or peace on this planet, no prosperity for the masses, as long as this slavery continues.
--
Capitalism and religion kill the animals, individuals and society. They can kill you in a variety of ways, slow or quick. There can be no happiness or peace on this planet, no prosperity for the masses, as long as this slavery continues.
Previous Page123Next Page